25 Mart 2014 Salı

HÜCRE 37 - KAYSERİ; Ya da Hüzünlü Bir Aşk Hikâyesi....

HÜCRE 37- 

Ya da Hüzünlü bir aşk hikâyesi
Ertuğrul MAT
Menderes ve arkadaşlarının idamından sonra bir kere daha ağlamıştık. Genç kadın, elindeki yüzüğü gösterip gözyaşları içinde, “Hayır hayır… Müebbede
de mahkûm olsa, onu bekleyeceğim” diyordu.
Nişanlısı Yassıada’da idama mahkûm edildikten sonra cezası müebbede tahvil edilmiş bu genç kadının hüzün dolu hikâyesini Hürriyet gazetesi birinci sayfadan vermişti. Birisi, Kurtuluş Lisesi’nin gencecik öğretmeni,  diğeri Meclis’in Demokrat Partili Antalya Milletvekili Sadık Erdem’i.
27 Mayıs 1960 darbesinden kısa bir zaman önce nişanlanmışlar, evlilik planları yapıyorlardı.
Yakın bir gelecekte, sarsıcı, onur kırıcı acılı günlerin aşklarını ölümle imtihan edeceğini bilmiyorlardı…
Öğrendiler… Hem de “…tarifsiz kederler içinde”.
Sadık Bey’in yakalanması, Yassıada’ya gönderilmesi…Anayasa’yı ihlalle suçlanması… Önce idama, sonra da bu cezanın müebbede çevrilmesi, bu aşkın üstüne kederler yağdırmış, genç kızın yüzüne hüzün doldurmuştu.
Hapisteki adam, acılara meydan okumasını bilenlerdendi… O katlanabilir; hapishanede bile yurduna faydalı olabilirdi… Hep güzel şeyler düşünür, güzel konuşur, güzel şiir okurdu.
Hakkında verilen kararın Milli Birlik Komitesi tarafından tasdikini müteakip, nişanlısına, “Biz mahpus damını ebedi mesken tuttuk, kusura bakma” diye nişan yüzüğünü iade etmişti…
O, sevdiği kadının hayat ve gönül çizgisinde şekillenip belirdiği gibi, oradan silinip gitmesinin de gerektiğini biliyordu
Bu mahkûmiyetten sonra, sevdiği kadının hayatından çıkmalıydı…
Yüzük bunun için hüzünlü kadının elindeydi…  
Yüzüğü gönderdikten sonra, o çok yakından tanıdığım 37 numaralı hücredeki adamın, yüzündeki acı tebessümle ve dilinden hiç düşürmediği bir mısrayla
“Sözü vermekte bir beis yok; bu bir âdettir güzelim…” diyerek kadere sitem ettiğinden adım gibi emindim.
Doğru karar verdiğine, kendisine yakışanı yaptığına inanarak, kalemi eline aldı ve demokrasi kavgasına devam edeceğini dostlarına yazdı.
O dostların başında da ben vardım.
2. 12. 1961-Kayseri
Sevgili Kardeşim Ertuğrul,
Yassıada mahkemesi hakkımda (Yüksek Adalet Divanı demeye dilim varmıyor) TCK 146/1 ile verdiği idamı, TCK 59 madde tatbiki ile müebbede tahvil etti. Demek ki kaderde yaşamak varmış. Bir yandan böylesine ağır bir cezaya mahkûm kılınırken, diğer yandan çok namüsait şartlar içinde yapılan hesap vermede, hayatımın her safhasında en ufak bir suiistimalim ve gayr-ı meşru bir iktisabım bulunmadığını da kabul etmek ve b u yönde karar vermek 
mecburiyetinde kaldılar. Benim için bu ikincisi mühimdir. Zira siyasi mahkûmiyet ne şahsi şerefimize, ne de bizi sevenlerin hakkımızdaki itimadına nakise getirmez.
İnsanlar şeref için yaşarlar ve ölürler. Ömrün uzunluğu ve kısalığı mühim değildir. Yüksek Adalet Divanı denilen öylesine bir mahkemenin önünde ve darağacına varan yolun üstünde başımı hiçe sayarak pervasızca yaptığım müdafaa bu inancın neticesi idi. Bir suretini ilk fırsatta sana göndermeye çalışacağım.
Ben siyasi hayata hissi olarak girmedim. Onun şartlarını iyi bilen ve rizikosunu berveçhi peşin kabul etmiş insanım. Kadere inandığım için hadisatı olduğu gibi kabul etmekteyim. Pişmanlık ve nedamet duyacak kadar manen zayıf değilim. Yıldırım yüksek tepelere düşer, ondan korkanın orada işi ne? Ben milleti çok genç yaşta temsil ettim. Elbet ki, davranışlarıma bu temsil vasfına layık vakar ve haysiyet hâkim olacak ve hayat-ı tamamımda harim-i namusun tek taşı bile düşmeyecektir. Onun içindir ki, Kayseri Bölge Ceza evinin içine konulduğum 37 numaralı hücresi de, ümit ve heyecanımı sarsabilmiş değildir. Ne beşerin kahrından pervam ne de lütfuna ihtiyacım var. Tevekkül ve itimadım sadece Allah’adır.
Sadık Erdem
Nişanlısına yüzüğünü iade eden adamın karakterine, davasına, ahlakına bağlılığına; eski Diyanet İşleri Başkanlarından Hasan Hüsnü Erdem’den, yani babasından aldığı feyzin getirdiği tevekkülün gücüne bakın… Sanmayın ki, medrese kültürü almıştı… Saatlerce sosyal siyaset konuşur, divan edebiyatından binlerce mısra okuyabilir, o yıllarda bile Nâzım’dan bahsedebilirdi.
İdama mahkûm olmasını, ömrünü hapishanede tamamlayacak olmasını değil de kendisine “hırsız” denilememesini önemsiyordu.
Sadece o mu? Hayır, elbette ki hayır.
İmza: Sadık Erdem-Adres Hücre 37
Salim Başol’un ifadesi ile Yassıada’ya tıkılanların hepsi aynıydı.
Başol, Tevfik İleri’ye “…her kuruşun hesabını vereceksiniz…” dediği zaman, “Bana hayatımın en güzel müjdesini verdiniz. Benim ve arkadaşlarımın namusunu siz bile tescil etmek mecburiyetinde kalacaksınız…” dememiş miydi?
Onlar bilirler ve derlerdi ki:
“Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi,
Müşkil budur ki, ölmeden evvel ölür kişi.”
Onları hasta hasta asabilirlerdi, ama onları namuslarını lekeleyerek ölmeden evvel öldüremezlerdi.
Size bu mektubu yazan ve “Ne beşerin kahrından pervam ne de lütfuna ihtiyacım var” diyen adama ne yazabilirdiniz?
Nasıl teselli eder, nasıl ümit verebilirdiniz?
“Tarih sizin namusunuzu, vatana hizmetiniz tescil etti. Ya dışardakilerin ıstırabını, aczden doğan utançlarını kim tespit edecek? Biliniz ki dışardakilerin ıstırabı, sizinkinden fazladır…” diye yazdığımı hatırlıyorum.
Şimdi, onun aşağıdaki cevabi mektubunu okuyunca, “O mektubumda belki daha da güzel şeyler yazmışımdır” diye düşünüyorum.
12. 5. 1962-Kayseri
Sevgili Kardeşim Ertuğrul,
Gönderdiğin mektubunu aldım. Bunları zevk ve iftiharla gerek kendim ve gerekse arkadaşlara okudum. Seni hücredeki arkadaşların çoğu gıyaben tanımakta ve sevmektedir. Cevapta gecikiyorsam bana kırılma ve beni hoş gör. Bu gecikmeyi ihmal olarak değil; fakat hücre psikolojisinin tabii bir neticesi olarak mütalaa etmek gerek ve unutmamak icap eder ki, hapishanedeki insanı n tek tesellisi dostlarından gelen mektuplardır. Buradaki monoton hayatımızı renklendiren bunlar. Senden ricam benden cevap beklemeden, gecikmem halinde bana kırılmadan mektup yazmandır.
Bazı genç arkadaşlarım buraya kadar ziyaretime geldiler. Geçen gün Yavuz Esmersoy da gelmiş, fakat ve maalesef ziyaret günü olmadığı için görüşemedik. Bu ay sonu hücre müddeti dolmuş oluyor. Diğer umumi koğuşlara geçeceğiz. Erol’dan senin verdiğin malumat dışında hiç haber almadım. Mektuplaşıyorsan veya görürsen gözlerinden öptüğümü duyurursun.
Bu vesile ile bayramını da kutlar sağlık ve muvaffakiyetini diler, hasretle gözlerinden öperim benim aziz kardeşim.
Hücre 37-Sadık Erdem
Sadık Erdem’in hücre cezası bitti. Koğuşa geçti. Yassıada’da ve Kayseri Bölge Cezaevi’nin 37 numaralı hücresinde çektikleri, çektirenlere yetmemiş, müebbede tahvil edilmiş idam cezası muhbir ve müfterileri tatmin etmemiş, onu mahkemeden mahkemeye sürüklemeye devam etmişlerdi.
Saklayabildiğim son mektubunda bu yeni davalarından bahsediyordu:
1.9. 1962-Cezaevi-Ankara
Sevgili Kardeşim Ertuğrul,
Sana Kayseri’den ayrılırken bir mektup atmıştım ve Ankara’dan da yazacağımı söylemiştim. Ama bugüne kadar yazamadım.
Davanın duruşmasına girdim. Sorgum yapıldı. 11. 10. 1962 tarihine talik edildi. Bu arada burada kalacağım…
Asabi bakımdan bazı aksamalarımın tedavisi imkânını arıyorum. Bilhassa fikri çalışma yaparken başım şiddetle ağrıyor. Bir çare bulabilecek miyiz, bilmiyorum.
Yavuz Esmersoy ziyaretime gelmiş, kulaklarını çınlattık. Benim buraya geleceğimi senin mektubundan öğrenmiş.
Eski dostların havasını iyi buldum… Kaybettiklerimizin yanında muhafaza ettiklerimiz de pek çok.
Mektubunu beklerim. Hasretle gözlerinden öperim.
Sadık Erdem.
Afla tahliye olan Sadık Erdem, parmağındaki yüzüğü çıkarmayan nişanlısına koşmuş, sevgilisi hüzünlü kadına kavuşmuş, evlenip çocukları olmuştu. Yusuf gibi zindanlara sığmamış, Ferhat gibi dağları delmişti… Aşkın ölümle imtihanı, aşkın zaferiyle bitmişti.
Antalyalılar bu has evlatlarını unutmadılar, otuz sene sonra onu 1977’li yılların sonlarında tekrar parlamentoya gönderdiler. Gelin görün ki, 1957’de dört seneliğine seçildiği görevini 27 Mayıs 1960 müdahalesi yüzünden tamamlayamayan Sadık Erdem,12 Eylül 1980 darbesiyle yine seçildiği dönemi tamamlayamadı.Bu, kısa bir zaman önce kaybettiğimiz bir demokrasi kahramanının gerçek hikâyesidir. Nur içinde yatsın.”

30 Aralık 2013 Pazartesi

YÖNLENDİRMELERİN GÖLGESİNDEKİ, YASSIADA MAKKEMELERİ; Prof. Dr. İSA KAYACAN

YÖNLENDİRMELERİN GÖLGESİNDEKİ, YASSIADA MAKKEMELERİ
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Prof. Dr. İsa KAYACAN
27 Mayıs 1960 sabahı radyodaki ses, her zaman haberleri okuyan spikerden farklıydı. Genç bir Albay olan Aparslan Türkeş, ordunun yönetime el koyduğunu duyuruyordu. 10 yıllım DP iktidarı sona ermiş, emekleme dönemindeki demokrasi rafa kaldırılmıştı.
O gün Türkiye için, kendi başbakanını asacak bir dönem başlıyordu. daha önce kimsenin adını duymadığı Yassıada”da yakın tarihin en büyük siyasi davası başladı. Yassıada davalarıyla ilgili çok şey söylendi, yazılıp-çizildi. Ama belgeler üzerindeki değerlendirmelerden uzak kalındı hep.
Aradan 46 yıl geçti. Duruşmalara ait tutanakların gizliliği kaldırıldı. Anayasa Mahkemesi”nin elinde bulunan belgeleri teslim alan Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, bunları araştırmacılara açtı. Yassıada belgeleri 3 bin 527 ayrı klasörden oluşuyordu. Belge adedi bini geçiyor. Bu konudaki değerlendirmelerden hareketle, Zaman gazetesinde 4-9 Eylül 2006 tarihlerinde, bu tarihler arasında Erdal Şen imzasıyla bilgi ve belgelerin değerlendirildiği haber-yorum ve bilgiler yer aldı. Bu satırların yazarı olarak bendeniz de, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünden aldığım bilgi ve belgeler doğrultusunda incelemeler ve değerlendirmeler yaptım.
CEMAL GÜRSEL”İN SANSÜRLENEN MEKTUBU
Demokrat Parti iktidarı 1960 yılı başında zorlanmaya başlamıştı. Öğrenci olayları başta olmak üzere değişik olaylar İktidarı zorlarken, DP iktidarına karşı baskılar artıyordu. 3 Mayıs 1960 tarihine gelindiğinde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel, Adnan Menderes”e takdim edilmek üzere bir mektup yazıp, Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes”e verdi.
Ülkenin içinde bulunduğu durumdan memnun olmadıklarını belirten Cemal Gürsel, önerilerini 15 madde halinde sıralıyordu. 1. maddede Cumhurbaşkanı Celal Bayar”ın istifası isteniyordu. Ve “Cumhurbaşkanlığına sayın Adnan Menderes getirilmelidir. Bu muhterem zatı her şeye rağmen milletin çoğunluğunun sevmekte olduğuna kaniim, bu sevgiden istifade edilerek kırılanların gönülleri alınmalı ve millete yeniden güven telkin edilmeli” deniyordu.
Ethem Menderes mektubu Adnan Menderes”e iletti. Mektup ne basına sızdırılmış, ne de kabine içinde tartışılmıştı. Cemal Gürsel mektubu “muhtıra” olarak kabul etmiş, böyle düşünmüştü.
Kısa süre sonra, 27 Mayıs 1960 tarihinde darbe geldi. Ülkenin idaresi kısa adı MBK olan, Milli Birlik Komitesine geçti. 24 gün önce, Menderes”e Cumhurbaşkanlığı teklif eden Cemal Gürsel MBK”nın başkanı olmuştu. Gürsel”in ifadesiyle, “milletin çok sevdiği Menderes idamla yargılanmak üzere Yassıada”ya gönderilmişti. Radyo ve gazetelerde her gün darbenin doğruluğu, haklılığı yönünde haberler yer alıyordu. MBK ihtilali meşru göstermek için, Gürsel”in Ethem Menderes”e gönderdiği mektubu gündeme getirmişti. Mektup 12 Temmuz 1960 tarihli Resim Gazete”de yayınlandı, kamuoyuna duyuruldu. Hem Ethem, hem de Adnan Menderes mektubunu sansürlenerek yayınlandığını farketmişlerdi. Çünkü, Menderes”i öven “ Cumuharbaşkanı olmalıdır” şeklindeki ifadeler Resmi Gazetedeki mektupta yer almıyordu. Başbakan ve Bakanların makamlarındaki her türlü eşya ve evraka el konulduğu için bu mektubun aslı da artık ellerinde değildi. Gerçek ispatlanamayacaktı...
* Cemal Gürsel”in, Adnan Menderes”e iletilmek üzere yazdığı, sonra sansürlenerek kamuoyuna açıklanan mektubu: 
Yassıada duruşmaları başladığında, Cemal Gürsel”in mektubu hemen gündeme getirildi. İstanbul-Ankara olaylarıyla ilgili davanın oturumu devam ederken Mahkemenin anlı-şanlı Başkanı Salim Başol; “Cemal Gürsel size gereken uyarıyı bir mektupla yapmış. niçin gereğini yerine getirmediniz” diye sorarak, Menderes”i suçlamıştı. Mektup okundu. Menderes”le ilgili kısım ortada yoktu. Gürsel”in Menderes”i yücelttiği mektup, mahkeme salonunda devrik Başbakan”ı suçlayan bir metin haline dönüşmüştü.
İŞTE MEKTUBUN TAM METNİ
Aziz vekilim, dün geceki konuşmalarınızdan cesaret ve ilham alarak zatı alilerine, memleketin huzur ve istikrarı için alınması lazım gelen tedbir ve kararlar hakkında düşüncelerimi arz etmeyi milli ve vatani bir vazife bildim.
Sayın başvekilin açıklamalarını dinledim ve okudum; bunlar da benim düşüncelerimin kabülüne müsait bir zeminin henüz mevcut olmadığı aşikar olarak belli ise de gene de görüşlerimin sizlere iblağının zaruretine inanıyorum.
Muhterem vekilim, şu hakikati kabul etmek lazımdır ki, Kayseri hadiseleriyle başlayıp son karar ve feci olaylara kadar devam eden vak”alar vatandaş ruhunda derin tesirler ve hükümete karşı telafisi güç hoşnutsuzluklar yaratmıştır. Hele ordunun talebelere karşı akılsızca kullanılması için vehametini artırmış, ordu mensuplarında da huzursuzluk ve güvensizlik hisleri belirmiş, korkulan şey olmuş, ordu politikaya karıştırılmıştır. 
Sayın vekilim,
Bu ahval küçümsenecek, cebir ve şiddetle geçiştirilecek şeylerdir değildir. Memleket, hükümet ve partinin düştüğü bu müşkül vaziyeti kurtarmak için sükunetli fakat ciddi ve zecri tedbirler almak lazımdır. bu tedbirler şunlar olmalıdır.
1. Cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Cumhurbaşkanlığına Sayın Adnan Menderes getirilmelidir. Bu muhterem zatı her şeye rağmen milletin çoğunluğunun sevmekte olduğuna kaniim. Bu sevgiden istifade edilerek kırılanların gönülleri alınmalı ve millete yeniden güven telkin edilmelidir.
2. Kabinede iyi kabul edilmeyen ve suihalleri bütün memlekete yayılmış bulunan zevat çıkartılması ve yeni kabine mutlak dürüst, makul zorcu değil, adalet ve şefkat hissi taşıyan zevattan kurulmalıdır.
3. İstanbul, Ankara valileri ve Emniyet müdürleri süratle değiştirilmelidir.
4. Son çıkarılan ve tahkikat komisyonları ihdas eden kanun kaldırılmalıdır.
5. Ankara Örfi İdare kumandanı değiştirilmelidir.
6. Partilerin ocak, bucak teşkilatı kaldırılmalı, sadece vilayet merkezlerinde ve mahdut partilerle yapılmalıdır.
7. Parti faaliyetleri azami senede iki defa vilayet merkezlerinde ve mahdut partiliklerle yapılmalıdır.
8. Mevkuf gazeteciler bir af kanunu ile kısa zamanda tahliye edilmelidir.
9. Son hadiseden tevkif edilen talebeler tecriden serbest bırakılmalıdır, ilim müesseseleri yeniden faaliyete geçirilmelidir.
10. Şimdiye kadar çıkarılan bütün antidemokratik kanunlar tecriden kaldırılmalıdır.
11. Vatandaş hürriyet ve eşit muamele hakkına mutlak surette riayet edilmelidir.
12. Ordunun mes”eleleri süratle hal edilmelidir.
13. Din istismarcılığından vazgeçilmelidir.
14. Suiistimaller oluyor mu, bilmiyorum, fakat olduğu hakkında umumi bir kanaat mevcuttur ve milletin hükümete karşı itimatsızlığına sebep olmaktadır. Bu gibi kötülüklerin şiddetle ber bertaraf edilmesi lazımdır.
15. Müstesna zamanlar ve günler haricinde hükümet büyükleri memleket gezilerinde suni büyük vatandaş toplulukları ile karşılaşmalar yapmak usulü kaldırılmalıdır.
Çok muhterem vekilim;
Bu yazdıklarım asla bir parti ve politika mülahaza ve tesiriyle değildir. 
Memleketin durumunun bu tedbirlerin alınmasını zaruri kıldığına inandığım için arz ediyorum. Sizlerin vatanperverlik ve vicdanlarınıza hitap ediyorum. Memleketten çok şeyler yaptığımız muhakkaktır, fakat bu da asla kafi değildir. Bu yapılan işleri müstemleke idareleri de yapar, yapıyor ve yapmıştır. Asil mühim olan toplumun ruhunda yaşama şevk ve azminin geliştirilmesi, hak ve hürriyet aşkının kökleştirilmesi ve vatandaş idrakinin yüksek ve necip hislerle donatılmıştır. Olaylar bu yolda olmadığımızı göstermektedir. Talebelerin hürriyet duygusu ile yaptıkları masumane tezahürata karşı, idarecilerin hatası yüzünden kıtalar sevk edilmesi ve onların desteği ile emniyet kuvvetlerinin ilil yuvalarının içine kadar girerek talebeleri profesörleri beraber coplarla ve kurşunlarla tedip edilmesi feci bir şeydir.
O hengamede kız talebelerin yürekler parçalayan çığlıklarının analar, babalar ve halk ruhunda onulmaz yaralar açacağını ve açtığını anlamamak, memleketin huzuru bakımından büyük hata olduğuna kaniim. Bizim, gençlerimizde hak, adalet ve hürriyet duygularının gelişmesinden ve kemalinden memnun olmamız lazım gelmez mi? İstikbali hissiz, duygusuz müstemleke ruhlu, yalnız maddeci bedbaht insanlara mı bırakmak istiyoruz?
Sayın vekilim, maruzatım muhakkak ki, çok mühim ve hatta çok cüretkâranedir. Fakat memleket için, millet için, hükümet ve hatta partimizin selameti için dikkate alınması lazımdır ve hatta çok lazımdır.
Derin ve sonsuz hörmetlerimi sunarım.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal GÜRSEL
( K-Bkz : Erdal Şen, Zaman G. 04.09.2006)
* Tarihi Yassıada Mahkemelerinin Başkanı Salim Başol: “Susmazsanız sustururum”.
27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra kurulan Yassıada Mahkemeleri, tarihin acı gerçekleriyle doluydu. Adnan Menderes ve Demokrat Parti mensupları Yassıada”da 14 ayrı davadan yargılandı. Üç idam, 12 müebbet ve yüzlerce ağır hapis cezası çıktı. 11 ay süren duruşmalarda şaşırtıcı suçlamalar yapıldı. bunlara ilişkin deliler de mahkeme dosyalarına girdi.
MAHKEME BAŞKANI HEP AZARLADI
O Yassıada duruşmalarında, mahkeme Başkanı olan Salim Başol, hep azarlayıcı tutumuyla dikkat çekti. Sanki peşin hükümlüydü. bir yerlerden talimat almıştı sanki. Örneğin, “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” cümlesiyle tarihe geçen bir başkan oluyordu Salim Başol. Hemen hemen her duruşmada, her sanığa karşı aşağılayıcı sözler sarf ediyor bu davranışını ısrarla sürdürüyordu.
Tutanaklara bakıyoruz. Buradan anlıyoruz ki, Salim Başol”un bu tavrına zaman zaman tepkilerde gösterilmiş. Bunlardan biri Tevfik İleri olarak görülüyor. Tevfik İleri; “Burada kolaylıkla başımıza oynanıyor. Oynansın, helal olsun, peşinde değiliz. Fakat, şeref ve namusumuzla oynanmasın. Tahkikat komisyonunun sorgusuna çağrıldığı için, ailelerin nasıl telaş ettiğinden bahsedildi. Ya 13 buçuk aydan beri, bizim kan kusan çocuklarımız” diye isyan ediyordu. 
Bu arada, dönemin Maliye Bakanı Hasan Polatkan”da kendisine bir türlü söz vermeyen Mahkeme Başkanı”na; “İdam istenilen bir davada kendimi müdafaa etmeyem mi” diye soruyordu.
MAHKEME BAŞKANI SALİM BAŞOL”UN KULLANDIĞI İFADELERDEN
Yassıada duruşmaları sırasında, Mahkeme Başkanı Salim Başol”un kullandığı ifadelerden bazıları örnek olması bakımından şöyle sıralanmakta efendim:
-Yapmazsan yapma. Gelmiş buraya tomarlarca müdafaa yapıyor (Bakan Hadi Hüsman”a)
- Yapamazsan ne yapalım? Yapan yapar. (Fatin Rüştü Zorlu”ya)
- Daima böyle lüzumsuz şeyler söylersiniz zaten. (Menderes”in avukatı Burhan Apaydın”a)
- Bu söylediğiniz sözler yetersiz. Sizin tahsiliniz ne? (Milletvekili Kadir Kocaeli”ne)
- Manasını anlamadığım cümleleri sarf etmenden belli. (Milletvekili Kadir Kocaeli”ne)
- Sizi susturmak için başka ne yapmalı? (Adnan Menderes”in avukatı Talat Asal”a)
- Siz doğru söylemiyorsunuz. (Şahitlere)
- Kafi. Susmazsanız sustururum. (Bakan Zeki Eratman”a)
- Oturun yerinize.( Bakan Zeki Eratman”a)
- Eğer ben kesin deyince kesmezseniz kestirmesini bilirim. (Adnan Menderes”e)
- Bunları bırakın, zorlamayın kendinizi. (Adnan Menderes”e)
- Öyle değil, öyle değil, öyle değil. Otur yerine! (Milletvekili Hüseyin Fırat”a)
- Sen yalancı şahide benziyorsun. Anlat bakalım neymiş? (Bir şahide)
- Öyle şey olmaz, kısa kes , az konuş! (Bakan Hasan Polatkan”a)
- Yapma, okundu, anlamadınız mı? (Adnan Menderes”e)
- Lüzumsuz laflar bunlar,, buyurun hadi. (Milletvekili Rüknettin Nasuhioğlu müdafiine)
- Bizim burada boş laf dinleyecek vaktimiz yok başka. (Adnan Menderes”e)
- Kendi çiftliğinizin ve kendi maaşınızın peşinden koşmayı bilirsiniz. (Adnan Menderes”e)
- Sizi on beş dakikadan fazla dinleyemeyiz. (Bakan Hasan Polatkan”a)
- Ben ömrümde yalan söylemedim demek müdafaa değildir. Bunlar asılsız sözlerdir. (Bakan Hamdi Ongun”a) - ( K-Bkz Erdal Şen, Zaman G. 07.09.2006)
* Onlar nerde, bilmiyorum! Yassıada kararlarıyla, idam edilenlerse, milletin gönlünde.
Aradan bunca yıl geçti. Yassıada mahkemeleri, işleyiş biçimiyle, sonuçlarıyla, tarihteki yerini aldı. suçsuz yere bu millete, bu devlete hizmet etmiş pırıl pırıl insanlar asıldı. O gün için, Milli Birlik Komitesi üyeleri güç kullanarak, yanlışlarıyla, doğruları saptırarak milletin yanında gibi görünebildiler... Ama yıllar sonra ne oldu? Şimdi onlar nerede, neredeler? Kimse bilmiyor. Ama, Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan gibi memleket evlatları, milletin gönlündeki yerlerinde yaşıyorlar.
Hele 49 yıl sonra, Yassıada Mahkemelerinin belgeleri kamuoyuna açıklanınca, Cemal Gürsel”in Menderes”e yazdığı mektuptaki övücü, methedici maddelerin çıkarılıp, sadece uyarı bölümlerini kamuoyuna açıklayınca, başları göğe değdi o günkü Milli Birlik Komitesi üyelerinin sanki... Öyle zannettiler... Ama öyle değildi, öyle değilmiş.
Zaman gazetesinin 4,5,6,7 ve 9 Eylül tarihli sayılarında Politika Muhabiri Erdal Şen imzasıyla kamuoyuna açıklanan, Yassıada tutanaklarıyla ilgili yorumlardan sonra şu soru ortaya konuldu: “Onlar şimdi nerede, nerelerde bilmiyoruz. Yassıada kararlarıyla idam edilenlerse, milletin gönlünde” cevabı verildi. Bu yayından sonra, saptırmalar oldu. Bunlardan bazı bölümler, aktarmalar alalım buyrun:
- Mektubun ortaya çıkması en büyük arzumdu. Mektubun 27 Mayıs”tan sonra değiştirildiği birinci derece tanıkların beyanlarıyla biliniyordu. (Aydın Menderes)
- Yassıada belgeleri, Türkiye”nin telekulakla 56 yıl önce tanıştığını ortaya çıkardı. DP iktidara gelince Menderes”i dinlemek için PTT bünyesinde özel birim oluşturulmuş.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur”an-ı Kerim basmak için Almanya”ya matbaa sipariş etti. Prova baskıları beğenildi. Bu girişim, darbeden sonra Menderes aleyhine kullanıldı. Kur”an sayfaları dava dosyasına girdi.
- Yassıada siyasilere karşı acımasızca davranan, ağır sözler sarf ederek, “Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor” sözleriyle, tarihin kara sayfalarındaki yerini aldı. 
- Yassıada mahkemeleri, hem kuruluşu, hem yargılama biçimi, hem de kararların verilişi açısından incelendiğinde adil yargılama biçimi, hem de kararların verilişi açısından incelendiğinde adil yargılama ilkesinin açık bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir. (Sami Selçuk),
- Bir güce bağlı olan, özel olarak kurulan ve önyargılı şekilde hareket eden bir organa mahkeme denemez (Ümit Kardaş),
- Soru sormamı müsaade etmedi Başol. “Soracağım, sormayacaksın” tartışmasından sonra beni dışarı attı mahkeme başkanı. Ertesi gün beni “ askerlik yapmadı” diye askere aldılar. Halbuki ben askerliğimi 31. Piyade Alayı”nda yedek subay olarak yapmıştım (Talat Asal),
- 27 Mayıs”ı silahlı kuvvetler değil, silahlı subaylar yaptı. Beş bin subayı emekliye sevk ettiler. Bir iç hesaplaşma gerçekleştirdiler aslında (Hüsamettin Cindoruk)
- Mektuptan üç satırın çıkartılmış olduğunu ve bunların çok önemli cümleler olduğunu gördük. Gerçekten tarihi öğrenmeden gidiyoruz demek ki! (Çetin Altan)
- Bu baskı sadece mahkemelere has bir durum da değildi. Darbeden çok sonraları bile bu olumsuz hava herkes tesir etti. (Sadettin Bilgiç).
Evet, tekrar soruyoruz: Darbeyi yapanlar, idam kararlarını verip, uygulayanlar şimdi nerelerdesiniz? Ama aşağıladığınız, idam edilmesinden memnun olduğunuz vatan evlatları, şimdi Türk milletinin kalbinde yaşıyorlar. Yaşamaya devam edecekler...
KAYNAKLAR:
1- Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü-Arşivleri-Ankara.
2- Erdal Şen ( Zaman Gazetesi, 4,5,6,7,9 Eylül 2006-Ankara) (BİTTİ)

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Kan donduran itiraf!.. Muzaffer Erkan

Menderes'le ilgili kan donduran bir itiraf!
27 Mayıs 1960 kanlı askerî darbesi ve sonrasında Yassıada'da yaşanan sözde mahkemenin canlı tanıklarının anlattıkları, insanın kanını donduruyor.
Yassıada duruşmaları için özel olarak seçilen 120 askerden biri olan İzmirli 75 yaşındaki Muzaffer Erkan, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idamlarına tanıklık etmiş bir isim. Son duruşma dışında Yassıada'daki bütün duruşmalara katılan Erkan, o gün yaşananları dün gibi hatırlıyor.
Erkan, Kütahya'daki askeri birliğinde iki ay acemi eğitiminden sonra Yassıada mahkemeleri için seçilen 120 askerin arasına girdi. Onlara 45 gün boyunca silah, atış ve özellikle "konuşmama" eğitimi verildi. Erkan'a, seçilen diğer askerler gibi,"Eğer konuşursan, arkadaşının kurşunuyla ölürsün." dendi. Erkan, mahkeme salonundan sorumlu askerler arasında görev yaptı. Menderes'i ilk olarak birinci duruşmada gördüğünü söyleyen Erkan, Bayar'ın o duruşmada söz alarak, "Bugüne kadar işlenmiş bir suç varsa bunun vebali benimdir. Asacaksanız beni asın, kimsenin suçu yok." dediğini aktardı. Mahkeme Başkanı Salim Başol'un, bu sözlere karşılık, "Biz eleyeceğiz, bir daha eleyeceğiz, bir daha eleyeceğiz, kim suçluysa onu cezalandırmaya çalışacağız. Kurt, önüne gelmiş taze kuzuyu mu yer yoksa kart koyunumu yer? Biz kuzuyu bulacağız ." dediğini ifade eden Erkan, "Adnan Menderes, mahkemenin başından sonuna kadar son derece nazik ve saygılıydı. Bir şey söylemek istediği zaman ayağa kalkar, elinde küçük bir not defteri ve kalem olduğu halde, 'Reis Beyefendi, bir konuya temas buyurmak istiyorum müsaade ederseniz.' derdi. Saygısını hiç yitirmedi. Ölüm döşeğinde bile saygısını yitirmedi." şeklinde konuştu.
BAŞSAVCININ HAKARETLERİ
Mahkemede Savcı Ömer Egesel'in sanıklara hakaret ettiğini belirten Muzaffer Erkan,"Savcı Egesel, hakaret içeren konuşmalar yapıyordu. Son celse sonunda Menderes'e, 'Ya Menderes, nasıl da ölüme çarptırıldın değil mi?' gibi olmayacak cümleler sarfetti. Bir başbakana söylenmemesi gereken laflar söyledi." diyor. Adnan Menderes, hasta olduğu için son duruşmaya katılamadı. Erkan, Celal Bayar'la ilgili olarak da şunları anlatıyor: "Celal Bayar hiçbir zaman korkmadı. Beni kimse idam edemez, biz bu memleketin münevver adamlarıyız diyordu. İmralı'ya botla gidilirken Hasan Polatkan'ı teselli etmeye çalıştı. Polatkan'a, 'Oğlum Hasan, üzülme. Yarın öbür gün bizi tahliye edecekler, bizi asamazlar.' diyordu. Polatkan, 'Beni asamazsınız, ben suçsuzum.' diyordu. İmralı'ya gittik. Önce Celal Bayar'ı gardiyanlara teslim ettik. Her sanık, ayrı ayrı tek kişilik hücrelere koyuldu. Bayar ve Menderes'le 14 bakan o gece idam edilecekti. O gece telsizler çalışmadı. Ada komutanı Tarık Güryay, hücumbotla adaya geldi ve infazların durduğunu söyledi ama Zorlu ve Polatkan infaz edildi. İnfazların durdurulma emri Ankara'dan, Cevdet Sunay'dan geldi ama infazlar olacaktı zaten."
Polatkan'ın saat 03.00'te hücresinden alınarak idam edilmek üzere götürüldüğünü söyleyen Erkan, o dakikaları şöyle özetledi: "Hasan Polatkan sürekli suçsuz olduğunu söylüyordu. Sehpada idam edilirken epeyce bocaladı. Fatin Rüştü Zorlu ise abdest alarak sehpanın önünde iki rekat namaz kıldı. Sehpaya çıktıktan sonra Türkiye'ye yaptığı hizmetleri anlattı ve cellada, 'Oğlum, bana dokunma. Benim suçum varsa kendim öteki dünyaya gideyim.' dedi ve sehpasına kendisi tekme attı." İdamlara son derece üzüldüğünü söyleyen Erkan, o günden sonra uzun süre yemek yiyemediğini ve kabuslar gördüğünü söylüyor.
ADNAN MENDERES'İN İNFAZI
Muzaffer Erkan ve diğer asker arkadaşları, kaldıkları koğuşta ertesi sabah erkenden uyandırılmış. Erkan, Menderes'in kaldığı hücrenin önünde 2,5 saat nöbet tutmuş. Nöbet sırasında yaşananları şöyle anlatıyor: "İçeride Adnan Menderes ve tabip tümgeneral vardı; Menderes hasta olduğu için idam edilmesine izin vermiyordu. Sonra İstanbul'a telefon ettiler, deniz hastanesinden başka bir doktor getirttiler. Yeni gelen doktor, Menderes'in burun deliklerine ve gırtlağına merhem sürdü, bir hap içirdi. Oradakilere, 'Birazdan düzelir.' dedi. Menderes iyi değildi, çok hastaydı. Verilen ilaçlarla biraz kendine gelir gibi oldu ama h'l' ayakta durmakta zorlanıyordu. O ilaçları verdikten sonra İstanbul'dan gelen doktor, 'İdam edilebilir' k'ğıdını imzaladı. Menderes'i alarak bota bindirdik; iki teğmen ve bir yüzbaşının yanındaydı. Yanındaki subaylara, 'Nereye gidiyoruz?' diye sordu. Subaylardan biri, 'Seni deniz hastanesine, İstanbul'a götüreceğiz. Orada muayene olduktan sonra da Ankara'ya götüreceğiz. Çocuklarına, ailene kavuşacaksın.' diye yalan söyledi. Menderes buna çok sevindi ve, 'Ne mutlu bana, kurtuldum.' dedi. İmralı'ya gelince durumu anlayarak yanındakilere, 'Yanlış yere mi geldik evladım?' diye sordu.
Yanındaki subaylar, 'Hayır efendim, görevimiz bu.' dedi. Menderes'in ellerini kelepçeleyip dinlenme salonuna aldılar. Üç saat başında nöbet tuttum. Bu arada Savcı Ömer Egesel geldi, Menderes'in ceketine ölüm fermanını astı ve ona, 'Ya Menderes, aradığını buldun, sen de asılacaksın.' gibi alaycı laflar söyledi. Bir başsavcının bunu söylememesi gerekir. Egesel, yargılama sırasında adaya fuhuş için kadın getirirdi, öyle bir karakterdi. Sonra Menderes'i odadan çıkardılar. Ada komutanı Tarık Güryay, Menderes'in arkasından, 'Hayırlı yolculuklar Menderes!' diye bağırdı. Ölüme giden bir insana bu denir mi? Güryay, çok diktatör bir adamdı. Adnan Menderes, sehpaya çıktığında son sözleri şöyle oldu: 'Türkiye'ye 10 sene başbakanlık yaptım. Türk tarihi sekiz senemi yazacak, son iki senemi de dalkavuklar. Oğlum Yüksel'in devlet tarafından okutulmasını istiyorum. Kaleminden altın damlasın, bizim gibi olmasın.' Bu sözlerden sonra cellat taburesini indirdi ve Menderes can verdi. Uzun büre bir şey yememişti, midesi boştu. Sadece bir süre önce bir tane şeftali yemişti. Asılınca şeftalinin suyu, ölüm fermanı kağıdını ıslattı."

5 Haziran 2013 Çarşamba

25 Mayıs 1960, Bir sonraki toplantılarını milli vicdanda yaptılar.

Bir sonraki toplantılarını milli vicdanda yaptılar.

SAMET OCAKOĞLU;  SİYASİ TARİHİN  ŞEREF ABİDESİ  DEMOKRAT PARTİYE MENSUP 11. DÖNEM  MİLLETVEKİLLERİ YASAMA GÖREVLERİNİ  SON  OLARAK TBMM’NİN  25 MAYIS 1960 TARİHİNDEKİ OTURUMUNDA  YAPMIŞLARDIR.

Hukuk müdafaa ederken  saf  kimliği oluşan, ilkeleri ile demokrasiyi ve çok partili hayatı ülke için vazgeçilmez  kılan Demokrat Parti,   1960 yılına gelindiğinde kuruluşunun 15. yılını yaşamaktaydı.  Kuruluşunda  sınıra yakın il ve ilçelerde teşkilat dahi kurmaması istenen,  gerçek ve  kararlı bir siyasi hareket olduğu anlaşıldığında ise siyasi otoritenin baskıcı yaptırımlarına muhatap olan Demokrat Parti,  hakkını müdafaa ettiği milletin   vicdanından ve sezgisinden  aldığı ilham ve güç ile milletin ta kendisi haline gelmişti.

67 ilin ilçe, belde, köy ve mahallerinde demokratik yapısı ile teşkilatmışDemokrat Partinin kuruluş felsefesi teşkilatının bütün kademelerine hakim olmuştu.

1946 ve 1950 dönemlerinde açığa çıkan siyasi dinamizm kendisini daha da geliştirmiş parti kademelerinde yetişen ve  deneyim kazanarak yükselen pek çok vatan evladı ülkenin kader ve mesuliyetinde layıkıyla söz sahibi olacak konuma gelmişti.

1957 seçimlerinde TBMM üyeliğine seçilen Demokrat Partili Milletvekilleri,  DP İl, İlçe ve Belde Başkanları,  teşkilatlarının  Yönetim Kurulu Üyeleri ve İl, İlçe, Belde  Belediye Başkanları, İl Genel Meclisi Üyeleri, Belediye Meclisi üyeleri  ve DP teşkilat üyesi partililer  adeta 1946 siyasi hareketinde ortaya çıkan demokrasi atölyesinin bereketli ve hayırlı ürünleri olarak Büyük Türkiye sevdasının peşine düşmüştü.

Varlığını tabandan tavana samimi ve doğru bir siyasi hareketlilik ile kazanan Demokrat Partinin en üst kurullarından en alt kurullarına egemen olan  siyaset yöntemi   siyasi murakabenin  ve siyasi rekabetin  sonuna kadar açık olduğu bir yapıyı ortaya çıkarmıştı. Parti içi demokrasi bütün kuralları ile işliyordu.

Mayıs 1950’ ye gelindiğinde her ne kadar genel seçimlere 1,5 yıl  kalmış olsa da, ufukta gözüken ve bizzat Genel Başkan Merhum Başvekil Adnan Menderes tarafından yapılacağı açıklanan  erken genel seçimler  özellikle  partili genç kadrolarda Milletvekilliği Adaylığına yönelik   büyük bir hareketliliği açığa çıkartmıştı.

1957 yılında 30 yaşında Milletvekili veya Belediye Başkanı olan bir şahsiyet 1946’ da 19 yaşındadır. 1960 yılında yapılacak olası bir genel seçimde 30 yaşında Milletvekili ve Belediye Başkanı olacak şahsiyet 1946 yılında 15 yaşındadır.

1960 yılına gelindiğinde Demokrat Parti bir yanda ülkeyi bir uçtan bir uça büyük ve isabetli bir kalkınma  hamlesinin bereketleri ile  donatırken diğer yanda parti insan kaynağının en büyük zenginliği olan gençlerini  siyasi tecrübe ile donatarak yetiştirmişti.

Ekim 1957’ deki  Milletvekili Genel Seçimlerinde 3. defa tek başına iktidar olan Demokrat Parti’ nin  Genel Başkanı Merhum Adnan Menderes’in Başvekil olduğu 5. Menderes Kabinesi iş başında idi. DP kurucu Genel Başkanı Celal Bayar 3. Cumhurbaşkanı idi.

Türkiye,  uluslararası alanda 1955’ ten beri sürdürülen politikalarını başarıya ulaştırmış Londra, Zürich anlaşmaları yapılmış ve milli politikalarımıza uygun ve  güvencemiz altında bir Kıbrıs ortaya çıkarılmıştı.

AET (AB) üyesi ülkeler, Türkiye’nin AET üyeliği için davetkar olmuş, üyelik başvurumuz memnuniyetle karşılanmış ve aynı dönemde başvuru yapan Yunanistan ile birlikte  Türkiye- AET (AB) müzakereleri başlamıştı.

Çatlamış toprak ile kavurucu güneş arasına sıkışmış köylü suya, yola, iyi cins tohuma, krediye, traktöre ve alın teri olan ürününün gerçek karşılığına kavuşmuştu.

Tarım ve Sanayi politikaları meyvelerini vermiş  yoksunluk envanteri ve külfet hissesi, fırsat eşitliği ve nimet karşısında acizleşmiştir.

Toplu iğne imal edemeyen bir ülkeden  öz kaynakları ile buharlı lokomotifini üreten ülkeye gelinmiştir.

Sağlık ve eğitim alanındaki yatırımlar ile tarımsal ürün  istihsalindeki  artışlar büyük bir milletin mensubu, büyük bir devletin vatandaşı olmanın nimet ve mutluluğunu ülkenin her kesimindeki insanlarının zihninde ve yüreğinde hissedilmesini sağlamıştır.

İfade edebilen, hak arayabilen, hakkı aranan, medeniyetinin bütün değerlerini yaşayan, aidiyet duygusu güçlü, dayanışma ve kardeşlik duyguları aktif bir milletin  özen göstererek  koruduğu  bir anlaşılma ve  huzur ortamı ülke toprakları ile harman olmuştu.

Mayıs 1954’ de AİHS’ i parlamentosunda onaylayan Türkiye,  bireyi güçlendirecek politikalarını hukuk alanında da uygulamaya koymuştu.

Bu ortamı yaşayan  Türkiye’ de asıl  sahibi millet olan  Demokrat Parti,ritmini ve temposunu bulmuş olarak 46 şafağının büyük yürüyüşünü Büyük Türkiye hedefine doğru  sürdürmekteydi.

DP kadrolarının oluşturduğu siyasi tempo doğurgandır, kendini sürekli yeniler ve geliştirir. Bilimseldir ve çağdaştır.

Bütün bu olanlar bugün özlenecek kadar güzeldir ve aydınlıktır.

Ancak bir karanlık odak hazırlık içindedir.

Demokrasinin ışığını karartmanın peşine düşmüştü.

Ambleminin ardında koskoca bir memleket, şuurlu bir millet ve büyük bir vatan olan TBMM ve DP’ yi  hedef alan, demokratik bakış açısından görülmesi mümkün olmayan karanlık bir oluşum  DP’ nin ritmini ve temposunu  bozmak istemektedir.

Genç Demokrasimiz üzerinde yaratılan suni buhran ve kaostan sıyrılma yolunu millette gören DP’liler tempolarını oluşturan millete gittiler ama bu karaltının kaynağı millette  değildi elbette.

Bu yazımda 27 Mayıs 1960 darbesinin karanlık ortamı ve darbeye giden sürece değinmeden aziz hatıralarını  anmaya çabaladığım 27 Mayıs 1960 darbesine muhatap olmuş 11. Dönem DP Milletvekillerinesaygımı ifade etme dileğindeyim.

27 Mayıs 1960 darbesine muhatap olan 11 Dönem Demokrat Parti Milletvekilleri ve DP iktidarı TBMM’ deki son oturumunu 27 Mayıs 1960’ tan iki gün önce 25 Mayıs 1960 tarihinde yapmıştır. Yasama hak ve görevleri darbe yaptırımı ile zorla sonlandırılan ve Yassıadanın zulmet kulvarlarında Yüksek Adalet Divanı isimli Mahkemede hayali kastlardan sorumlu tutularak yargılanan  DP’ li Milletvekillerine karşı sergilenen kötü ve hukuksuz muameleye dayanamayan Merhum Cumhurbaşkanı ve DP kurucu Genel Başkanı Celal Bayar, Yassıada Mahkemelerinde sanık sandalyesinden fırlamış açık mikrofonu eline almış ve mahkeme heyetine ‘’ Sizin burada böyle davrandığınız kişiler  iyi yetişmiş, bölgelerinin en sevilen, sayılan ve seçim kazanarak Milletvekili olmuş kişileridir’’ demiştir.

11. Dönem TBMM’ nin 25 Mayıs 1960 tarihli son oturumuna katılan Demokrat Partili Sayın Milletvekillerinin isimlerini anma sorumluluğunu duyuyorum.

25 MAYIS 1960 TARİHLİ TBMM OTURUMUNDA HAZIR BULUNAN VE 11. DÖNEMİN SON OTURUMUNDAKİ OYLAMADA  KABUL OYU KULLANAN MİLLETVEKİLLERİ.

ADIYAMAN: Sait Ağar, Gani Gürsoy, Şefik San, Sırrı Turanlı, Ali Yaşar AFYONKARAHİSAR: Rıza Çerçel, Arif Demirer, Orhan Kökten, Kemal Özçoban, Mustafa Öztürk, Osman Talu, Necati Topcuoğlu, Orhan Uygun, Murad Âli Ülgen, Gazi Yiğitbaşı AĞRI : Kasım Küfrevi, Halis öztürk, Şeref Saraçoğlu, Celâl Yardımcı AMASYA : Kemal Eren, Hâmit Koray, Nazifi Şerif Nabel, İsmet Olgaç ANTALYA : Mehmet Ak, Kenan Akmanlar, Sadık Erdem, Attilâ Konuk, Burhanettin Onat, İbrahim Subaşı, Ahmet Tokuş, Yaşar Yazıcı. AYDIN: Fethi Batur, Hüsamettin Coşku, Necati Celim, Namık Gedik, Nail Geveci, Nihat îyriboz, Piraye Levent, Etem Menderes, Ekrem Torunlu.BALIKESİR:Vacid Asena,Muzaffer Emiroğlu, Ali İleri, Halil İmre, Faik Ocak, Fuat Onat, M. Halûk Timurtaş, Muharrem Tuncay, Sırrı Yırcalı, Sıtkı Yırcalı. BİNGÖL:Sait Göker.BİTLİS: Nürettin Barut, Selâhattin İnaıı,BOLU: Servet Bilir, Zuhuri Danışman, Mithat Dayıoğlu, Mahmut Güçbilmez,İhsan Gülez, BURSA:Hüseyin Bayrı, Müfit Erkuyumcu, Agâh Erozan, Sadettin Karacabey, Salâhaddin Karacagil, Recep Kırım, Halûk Şaman, Nurullah İhsan Tolon, Hilâl Ülnıan, Kenan Yılmaz, İhsan Gülez. ÇANAKKALE: Nureddin Fuad Alpkartal, Halim Alyot, Ahmet Hamdi Sezen, Servet Sezgin, Nahit Ural, Fatin Rüştü Zorlu. ÇORUM: Sedat Baran, Mustafa Kemal Biberoğlu, Ali Dedekargınoğlu, Kemal Erdem,Yakup Gürsel, Fevzi Hacırecepoğlu, Cevat Köstekçi, Hüseyin Ortakcıoğlu, Kemâl Terzioğlu. DENİZLİ: Baha Akşit, Turan Bahadır,Mehmet Karaşan, A. Hamdi Sancar. DİYARBAKIR: Fikri Arığ, Tahsin Cahit Çubukçu, Sezai Demiray, Hâmid Zülfü Tigrel, Halil Turgut, Hüseyin Ülkü. EDİRNE:Rasih Gürkan, Sabahattin Parsoy, Mükerrem Sarol. ERZURUM: Osman Alilıocagil,Rıfkı Salim Burçak, Sabri Erduman, Şevki Erker, Abdülkadir Eryurt, Melik Fırat, Sait Kantarel, Hasan Numanoğlu, Fethullah Taşkesenlioğlu, Rıza Topcuoğlu, Mustafa Zeren. ESKİŞEHİR: Muhtar Başkurt, Mustafa. Çürük, Hamit Dedelek, Hasan Polatkan, Hicri Sezen. GAZİANTEP:  İhsan Daî, Bahadır Dülger, Samih İnal, Süleyman Kuranel, Ali Ocak, Nedim ökmen, Cevdet San, Ali Şahin. GİRESUN:Sadık Altıncan, Hamdi Bozbağ, Hayrettin Erknıen, Mustafa Hemiş, Tahsin İnanç, Doğan Köymen, Mazhar Şener. İÇEL : Mehmet Dölek, Hüseyin Fırat, Sami Göknar, İbrahim Gürgen, Yakup Karabulut, Refik Koraltan, Hidayet Sinanoğlu, Niyazi Soydan. İSTANBUL : İsak Altabey, Arslan Nihat Bekdik,Faruk Nafzi Çamlıbel, Sedat Çetintaş, Muhlis Erdener, Selim Erengil, Hüsamettin Giray, Ayşe Günel,Rüştü Güneri, Mehmet Gürpınar, Hadi Hüsman,Enver Kaya, Mucip Kemalyeri, Lütfi Kırdar, Nizamettin Kırşan, Nihat Haluk Pepeyi, İbrahim Sevel, Zakar Tanver, Necla Tekinel, Nazlı Tlabar, Fahrettrin Ulaş. Nuri Yamut, Tahsin Yazıcı, Mahmut Yüksel.İZMİR : Kemal Demiralay, Ali Lâtifaoğlu, Tevfik Tığlı,Danyal Akbel, Abdullah Aker, Perihan Arıburun, Enver Dündar Başar, Behzat Bilgin, Muammer Çavuşoğlu, Sadık Giz, Nuriye Pınar, İlhan Sipahioğlu, Fevzi Uçaner. KARS: Rasim İlker. KASTAMONU:Muzaffer Akdoğanlı, Basri Aktaş, Nâzım Batur, Süleyman Çağlar, Hilmi Dura, Şükrü Esen,Münif İslâmoğlu, Hadi Tan, Kemal Demiralay,Ali Lâtifaoğlu, Tevfik Tığlı. KAYSERİ: Fikri Apaydın, Ömer Başeğmez, Kamil Gündeş, Servet Hacipaşaoğlu, Osman Kavuncu, İbrahim Kirazoğlu, Ali Rıza Kılıçkale, Fahri Köşkeroğlu, Hakkı Kurmel, Durdu Turan. KIRKLARELİ : Mehmet Ali Ceylan. KOCAELİ : Dursun Erol, Cemal Tüzün, Nüzhet Unat, Sadettin Yalım. KONYA : İshak Avni Akdağ, Osman Bibioğlu. Remzi Birand, Reyhan Gökmenoğlu, Muhittin Güzelkılıç. MANİSA : Samet Ağaoğlu, Sezai Akdağ, Atıf Akın, Selim Akiş, Nebil Sadi Altuğ, Hikmet Bayur, Şemi Ergin, Nafiz Körez, Sudi Mıhçıoğlu, Orhan Ocakoğlu, Cevdet Özgirgin, Cemil Şener, İhsan Yalkın. MUĞLA : Turhan Akarca, Nuri Özsan, Sadi Pekin, Turgut Topaloğlu. MUŞ : Şemsi Ağaoğlu, Şefik Çağlayan, Giyasettin Emre.NEVŞEHİR: Necmettin Önder, Hasan Hayati Ülkün, Zihni Üzer, Münip Hayri Ürgüblü. NİĞDE: Medeni Berk, Ali Gürün, Şefik Refik Soyer.RİZE . Hüseyin Agun, İzzet Akçal, Ahmet Morgil, Muzaffer Ünal.SAKARYA : Nüzhet Akın, Tacettin Barış, Hamdi Başak, Selami Dinçer, Hamza Osman Erkan, Baha Hun, Nusret Kirişçioğlu. SAMSUN : Ekrem Anıt, Apdullah Eker, Ömer Güriş, Tevfik İleri, Apdullah Keleşoğlu, Asaf Saraçoğlu, Fikri Şen, Hamdi Tekay, Ferid Tüzel, Nüzhet Ulusoy. SİİRT : Baki Erden, Veysi Oran, Mehmet Daim Süalp.SİNOP: Nusret Kuroğlu, Ömer Özen, Hamdi Özkan, Mahmut Pınar, Muharrem Tansel. SİVAS : Edip İmer. TEKİRDAĞ : Nurettin Aknoz, Ali Çakır, Ahmet Paker. TRABZON : Sabri Dilek, Fikri Karanis, Selahattin Karayavuz, Osman Nuri Lermioğlu,Salih Ramoğlu, Pertev Saraç, İsmail Şener, Mustafa Reşit Tarakçıoğlu. URFA : Ömer Yüksel, UŞAK: Adnan Çalıkoğlu YOZGAD:Talat Alpay, Mahmut Ataman. Atıf Benderlioğlu, Sefer Eronat, Ömer Lütfü Erzurumluoğlu, Numan Kurban, Fuat Nizamoğlu, Nazım Tanıl, ZONGULDAK : Apdullah Akın, Sebati Ataman, Ali Kaya, Hüseyin Ulus.

Demokrat Parti  11. Dönem Milletvekillerinin manevi şahsiyetleri kadir kıymet bilen vefalı büyük bir milletin vicdan ve hukuk duygusunda,  misyonlarında ve vizyonlarında yaşamaktadırlar.

SAMET OCAKOĞLU

3 Mayıs 2013 Cuma

27 MAYIS'IN MENFUR KADROSU; İŞGALCİ VE CUNTACILAR

27 MAYIS KALKIŞMASI KONUSUNDA ÖNEMLİ BİR TESPİT VE BAZI GERÇEKLER
a) 27 Mayıs 1960 da Türk Silâhlı Kuvvetlerinin, yönetimi, darbeyle milli iradeden alıp Milli Birlik Komitesine devrettiği üyeler ve doğrudan ihtilali planlayan, sevk idare ve organize eden grup :
            S.No:   Adı ve Soyadı  :           Rütbesi / Görevi                                                          :
            01.      Cemal GÜRSEL                      Devlet ve Hükümet Başkanı, Orgeneral
            02.      Ekrem ACUNER                     Kurmay Albay
            03.      Refet AKSOYOĞLU              Kurmay Yarbay
            04.      Mucip ATAKLI                       Kurmay Albay
            05.       Fazıl AKKOYUNLU              Piyade Yarbay
            06.       İrfan BAŞTUĞ                        Tümgeneral
            07.       Rıfat BAYKAL                       Kıdemli Piyade Yüzbaşı
            08.       Emanullah ÇELEBİ                  Kıdemli Kurmay Yüzbaşı
            09.       Ahmet ER                               Jandarma Binbaşı
            10.       Orhan ERKANLI                    Kurmay Binbaşı (İnönü’nün yakın dostu )
            11.       Vehbi ERSÜ                           Kıdemli Kurmay Yüzbaşı
            12.       Numan ESİN                          Kurmay Yüzbaşı
            13.       Suphi GÜRSOYTRAK           Kıdemli Kurmay Binbaşı (İnönü’nün yakın dostu)
            14.       Orhan KABİBAY                   Kurmay Yarbay
            15.       Kadri KAPLAN                     Kurmay Binbaşı
            16.       Mustafa KAPLAN                  Kurmay Yarbay
            17.       Suphi KARAMAN                 Kurmay Yarbay
            18.       Muzaffer KARAN                   Tank Kıdemli Binbaşı
            19.       Kamil KARAVELİOĞLU       Kurmay Yüzbaşı
            20.       Osman KÖKSAL                   Kurmay Albay
            21.       Münir KÖSEOĞLU                Kurmay Deniz Binbaşı
            22.       Fikret KUYTAK                     Kurmay Albay
            23.       Sami KÜÇÜK                        Kurmay Albay
            24.       Cemal MADANOĞLU           Tümgeneral
            25.       Sezai O’KAN                         Kurmay Albay
            26.       Muzaffer ÖZDAĞ                   Kurmay Yüzbaşı
            27.       Fahri ÖZDİLEK                      Orgeneral (İstanbul Sıkıyönetim Komutanı)
            28.       Mehmet ÖZGÜNEŞ               Kurmay Yüzbaşı
            29.       Selahattin ÖZGÜR                  Kurmay Binbaşı
            30.       Şükran ÖZKAYA                   Kurmay Binbaşı
            31.       İrfan SOLMAZER                  Personel Kıdemli Yüzbaşı
            32.       Şefik SOYUYÜCE                 Kurmay Binbaşı
            33.       Dündar TAŞER                       Tank Binbaşı
            34.       Haydar TUNÇKANAT          Kurmay Albay
            35.       Alpaslan TÜRKEŞ                  Kurmay Albay (Başbakanlık Müsteşarı oldu)
            36.       Sıdkı ULAY                            Tümgeneral
            37.       Ahmet YILDIZ                        Kurmay Albay
            38.       Muzaffer YURDAKULER      Kurmay ALBAY

Albaylar           ( tümü kurmay) 9 kişi    ortalama yaş            :   42
Yarbaylar         ( tümü kurmay) 4   “     ortalama yaş            :   41
Binbaşılar         ( 10’u  kurmay)            13 “     ortalama yaş :   38
Yüzbaşılar        (4’ü kurmay)                7  “      ortalama yaş :   34
Toplam  :          33 Subay, ortalama yaş :   39, Görüldüğü gibi ortalama rütbe binbaşı-yarbay’ dır. Otuz üç yüzbaşı-binbaşı-yarbay, son aşamada aralarına dört general ve emekliliğini isteyerek izne ayrılmış bir orgenerali almışlardır.